• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Jîr Jan Amedî
jirjanamedi@gmail.com
Paylaş Tuşunun Altında Ne Var
26/04/2026

Sosyal medyada dolaşan haberlerin ve paylaşımların hızına kapıldığımda, kendimi çoğu zaman bir roman kahramanı gibi buluyorum. Elinde bir fenerle karanlık bir ormanda yürüyen, gördüğü her gölgeyi gerçek sanan bir roman kahramanı gibi.

Sosyal medyada bilgi akışı o kadar hızlı, o kadar parlak ve o kadar kışkırtıcı ki, durup düşünmeye fırsat kalmadan “paylaş” tuşuna basıyoruz çoğumuz. İşte burada tam da bu hızın içinde gerçeğin sesini kolayca boğuyor; gölgeleri büyütüyor ve yanlış anlamaları çoğaltıyoruz. Bunu biz yapıyoruz.

Özellikle insan veya toplum hayatı ile ilgili bir haber-yorum-paylaşım görünce, Victor Hugo’nun Sefiller’inde Fantine’in başına gelenleri hatırlıyorum. Fabrikadaki birkaç işçinin önyargıyla yorumladığı bir mektup, doğrulanmamış bir söylentiye dönüşür; söylenti kısa sürede “kesin bilgi” muamelesi görür ve Fantine bir anda ahlaksız ilan edilip işten atılır. Küçücük bir yanlış anlaşılma, bir kadının hayatını yoksulluğa, çaresizliğe ve ölüme sürükleyen dev bir çarka dönüşür. Bence Hugo bize, “felaketlerin çoğu zaman büyük kötülüklerden değil, küçük yanlış anlamalardan doğabileceğini” anlatmak istemektedir.

Bugün sosyal medyada yaşananlar da bundan pek farklı değildir. Bir fotoğraf, bağlamından koparılmış bir cümle, kaynağı belirsiz bir iddianın getirdiği felaketler, sıradan olaylara dönüşmüş gibidir. İnanıyorum ki çoğumuz, birkaç kişinin aceleyle yaptığı yorumların, algoritmaların büyüttüğü görünürlüğün ve bir anda binlerce kişinin “eminmiş gibi” paylaştığı içeriklerin farkındayızdır. Fantine’in hayatını mahveden o küçük yanlış anlaşılma, artık saniyeler içinde milyonlara ulaşabilecek güçtedir. Bir insanın kaderini değiştiren mekanizma, bugün toplumların algısını şekillendiriyor.

Bu karmaşanın içine bir de yapay zekâ tarafından üretilen içerikler eklenince tablo daha da bulanıklaşıyor. Yapay zekâ, insanın hayal gücünü genişleten bir araç olabilir; ama ürettiği her metin, her görsel, her video gerçeğin kendisi değildir. Bir roman kahramanı büyülü bir aynaya bakıp gördüğüne inanabilir ama biz aynanın büyülü olduğunu bile bile ona gerçek muamelesi yapıyoruz. Yapay zekâ tarafından üretilmiş bir haber metni, sanki deneyimli bir gazetecinin kaleminden çıkmış gibi görünebilir. Oysa ortada bir muhabir, bir editör ve de bir doğrulama süreci yoktur. Bu tür içeriklerin sorgulanmadan paylaşılması, bilgi ekosistemini içten içe çürüten görünmez bir küf gibi yayılıyor.

Daha da tehlikelisi, gerçek bir fotoğraf, gerçek bir video veya gerçek bir kaynak ortadayken, bunların yapay zekâ ile “zenginleştirilmiş” versiyonlarının paylaşılmasıdır. Gerçek görüntü dururken daha dramatik, daha çarpıcı, daha “viral” bir yapay versiyonunu dolaşıma sokmak, gerçeği gölgede bırakmak demektir. Bir tarihçinin gerçek bir mektup yerine romanlaştırılmış bir kopyayı kaynak olarak göstermesinden farklı değildir. Bir süre sonra kimse gerçek görüntüyü hatırlamaz, herkes yapay olanı “gerçek” sanır. Bu, bir anlamda toplumsal hafızanın sessizce yeniden yazılmasıdır.

Yanlış bir haber, yapay bir görüntü veya bağlamı çarpıtılmış bir video, insanların öfkesini tetikleyebilir, kutuplaşmayı artırabilir, hatta gerçek hayatta zarara yol açabilir. Bir roman karakteri yanlış bir söylenti yüzünden linç edilse, okur bunun kurgu olduğunu bilir. Ama sosyal medyada yayılan söylentiler, kurgu ile gerçeğin sınırını bulanıklaştırdığı için, insanlar gerçek insanlara gerçek zararlar verebiliyor.

Artık hepimiz küçük birer yayıncıyız ve paylaştığımız her şeyin mutlaka bir yankısının olduğunu bilmek zorundayız. Bir roman kahramanı yaptığı hatanın sonuçlarını sadece kendi hikâyesinde yaşar. Bizim hatalarımız ise başkalarının hayatına dokunuyor. Bu yüzden paylaşmadan önce durmak, düşünmek, sorgulamak gerekiyor: Bu haberin kaynağı var mı? Görüntü gerçekten o olaya mı ait? Yapay zekâ tarafından üretilmiş olabilir mi? Paylaşmak gerçekten fayda sağlayacak mı, yoksa sadece duygusal bir refleks mi?

Bilgi çağının gürültüsü içinde kulağımızı bir belgenin öğüdüne vermek iyi gelecektir. Yüzyıllar öncesinden gelen, ama bugün her zamankinden daha güncel bir uyarı bu. “Her gördüğüne inanma, her duyduğunu paylaşma” derken yalnızca temkinli olmayı değil, insan olmanın sorumluluğunu da hatırlatıyor. Çünkü paylaşılan bir cümle, bir görüntü, bir söylenti artık bir ait olmaktan çıkıyor. Göründüğü her ekranda yeni bir yankı, yeni bir etki yaratıyor. Hızlı olmak bir meziyet gibi sunulsa da, asıl güç sadece hızda olmakla ilgili değil; durup düşünmekte, ayıklamakta, sorgulamakla da ilgilidir.

Gerçeği bulanıklaştıran gölgeler arasında yolu bulabilmek, hâlâ insanın elinde olan en kıymetli yetenektir.



70 kez okundu. Yazarlar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın

Yazarın diğer yazıları

Devletsiz Milletler Nezdinde BM ya da Sessizliğin Kurumu - 18/03/2026
Kuruluş vaadi halkları korumaktı ama devlet egemenliğine mahkum olan BM, mazlumların feryadını duymayan bir kulübe dönüştü. Kanı durduramayan, bütçesini mağdurların vergileriyle finanse eden bu yapı, zalimlerin kapısında bekleyen bir figüran gibi
Mülteciler ve Uluslararası Koruma Rejimindeki Ayrımcı Uygulamalar - 18/03/2026
Bürokrasinin bir terör biçimine dönüştüğü, hukukun ise bu terörü meşrulaştıran bir araç haline geldiği bir durumdan bahsediyorum. BM ve AİHM kararları dahi, bu devasa makinenin çarklarını durdurmakta çoğu zaman yetersiz kalmaktadır.
Li ser rêdîtineke çareseriya pirsgirêka Kurdistan - 14/03/2026
Ji bo Konferansa Îslamê Ya Kurdîstanî
EINE BETRACHTUNG ÜBER GRENZEN - 04/03/2026
Alles, was durch etwas anderes existiert, ist notwendigerweise begrenzt – denn Abhängigkeit bringt eine Grenze mit sich. Nur das, was aus sich selbst ist, trägt sein Maß in sich. Liebe aber gründet nicht im Außen: Sie ist ihre eigene Quelle, ihre eig
SINIR KAVRAMI ÜZERİNE KISA BİR DEĞERLENDİRME - 04/03/2026
sevgi, kendisinden başka hiçbir şeye dayanarak var olmaz. Karşılıkla başlamaz, koşulla büyümez, onayla sürmez. O, bulunduğu her yerde kendisini yaşayabilen bir varoluş hâlidir. Kendi kaynağıdır, kendi ölçüsüdür ve kendi bütünlüğüdür.
Hêza Metaforan An Jî Di Şibandinê De Şaşiyeke Mezin Heye - 02/03/2026
Metaforên nav malbatî û jiyana civakî jî zor girîng in. Akademîsyen ji bo xwendekarên xwe divê metaforên qenc bikar bînin. Rêvebir, ji bo serwextkirina xebatkar û rêxistinên ku rêveberiya wan dikin divê metaforên rast bikar bînin.
Di navbera tiralî û çalakiyê de: Hêvî - 02/03/2026
Lê xizanî, ji mere zêdeyî şermê tu tiştekî nehiştibû.
Di navbera tiralî û çalakiyê de: Hêvî - 02/03/2026
Lê xizanî, ji mere zêdeyî şermê tu tiştekî nehiştibû.
Binasaziyên veşartî yên hişê me : Endezyarên civakê û Metafor

 - 02/03/2026
Dema em gotineke nuh bibihîsin, li hemberî her buyerê ku em rast tên, em neçar in ku bertekên rast bidin. Ku ne wisa be,  binesazên jiyana me, wê weke xwe jiyana me lihev bînin. Heke em bibin mirovên  din, em ê tu carrî  nebin xwe, ango ‘ez’a deq. He
 Devamı